Hipertansiyon

Hipertansiyonda doğrular ve yanlışlar (Prof.Dr.Hüseyin Oflaz)

Damar içerisindeki basınca tansiyon diyoruz. Tansiyon = Periferik damar dirençi x kardiyak debidir.

Ülkemizde en az 15 milyondan fazla hipertansiyon hastası var.

Hipertansiyon genelde 65 yaşından sonra sıklığı artmakta iken artık günümüzde obezite ve uyku apne arttığı için 30 yaş üstü de hipertansiyon vakaları görmekteyiz. Stressli şehir yaşamı, aşırı hazır gıda tüketimi, obezite ve uyku apne daha da artacağından muhtemelen hipertansif hasta sayısı her geçen gün katlanarak artacak.

Hipertansiyon çoğu hastada yaptığı kötülükleri (organ hasarları) zamana yayıp belirti vermediğinden sessiz katil (silent killer ) denilmektedir. İyi tedavi edilmemiş bir hipertansiyon kolon kanseri vb dahil birçok kanserden daha ölümcüldür. Ama maalesef adı kanser olmadığı için tanı almış hipertansiyonların ancak %50’si ilaç almakta. İlaç alanlarda da yetersiz tedavi ve tuz/obezite vb devam ettikleri için en az %50’inde tedavide hedefe ulaşılamamakta.

Hipertansiyonda en sık sebep (%95’i) primer (esansiyel) dediğimiz tuz, kilo, genetik, çevresel faktörler vb gelmektedir. %5 sebep ise sekonder olup bunların başında uyku apne gelmekte, sonra ise böbrek parankim hastalığı (pyelonefrit sekeli, taş vb), sonra da renal arter darlığı vb gelmektedir.

Hipertansiyonda yapılması gerekenler:

1-Hipertansiyon tansiyon kuralarına göre doğru ölçülmeli; Günümüzde en az %30-40 vakada tansiyon yanlış ölçülmekte ve genellikle de yanlış daha yüksek bulunmakta, bu nedenle gereksiz hastalara antihipertansif verilmektedir.

Tansiyon ölçümü hem hastane ortamında hem de ev ya da iş yerinde en az 1 hafta ölçülmeli ve sonuca göre hipertansiyon tanısı konulup tedavi ve yaşam tazı değişiklikleri önerilmeli. Hasta son günlerde ev de sistol 180 mmHg üstü çıkıyor der ve siz de hastane ortamında 180 mmHg üstü bulursanız veya ilk muayenede proteinüri ya da gözde hipertansif retinopati veya sol ventrikül hipertrofisi vb hipertansif organ tutulumu saptarsanız hemen ilk muayenede antihipertansif ilaç başlayabilirsiniz.

Bunun dışında sadece evre 1 hipertansiyonu olanlarda tanı için 1 haftalık ev ve iş yeri ölçümünü de görüp gerekirse ilk 1-2 ay ilaç vermeden kilo vermek, varsa uyku apne tedavisi ve tuz kısmak suretiyle bekleyebiliriz. Ama hastada sol ventrikül hipertrofisi veya göz tutulumu veya böbrek sorunu varsa ilk hipertansiyon tanısında hemen antihipertansif ilaçı vermeliyiz.

Doğru tansiyon ölçümü için, hasta tansiyon ilaçı alıyorsa bu ilaçtan 2 saat sonra, yemek yedikten veya sigara vb aldıktan 1 saat sonra, tuvalet ihtiyacı yok iken, en az 15 dk sandalyede oturur pozisyonda istirahet ettikten sonra, kol kalp seviyesinde ve kol düz ve bir masa üzerinde dururken ideal bir manşonu olan ya da otomatik ölçer iyi bir cihaz ile ölçüm yapılacak.

İlk muayene ettiğiniz hastanın tansiyonu mümkünse çift taraflı ölçülmeli. Genelde normal olarak sağ kol 10 mmHg daha yüksektir veya eşittir. Eğer tansiyon solda sağa göre daha yüksek değilse artık rutinde hep sağdan ölçülmeli.

Hasta tansiyon ilaçını aldıktan hemen sonra veya ilaç almadan önce ölçülürse genelde yüksek çıkabilir ve bu yanlış bir yüksekliktir. Bu durumda ilaçın başarısı tam analiz edilmiş olmaz ve doğrusu ilaçı aldıktan en az 2 saat sonra ölçülmeli ki ilaçın etkisi hakkında karar verelim.

Yanlış yüksek ölçümlerde verilecek fazladan antihipertansifler hastada ciddi hipotansif ataklara, prerenal azotemiye, gözde görme kaybına (NAION sendromu) veya serebral ve serebellar iskemik odaklara (sanki inme vb) yol açabilir, halsizlik ve günlük rutinlerini yapmada sıkıntı oluşturabilir. Ayrıca fazla ilaç sağlık bütçesine de gereksiz yere ek yük getirecektir.

Tok karnına veya sigara vb yeni içmiş iken, yorgun iken, merdiven çıkmış iken veya tuvalet ihtiyacı var iken ölçülen tansiyon yanlış yüksek çıkar ve vereceğiniz ilaç hastaya fazla gelebilir ve bu kez hasta yine hipotansif dolaşır.

Kalabalık hastane ortamlarında hasta poliklinik önünde saatlerce ayakta beklediği, tuvalete sıkışsa bile tuvalet temizliği vb nedenlerle tuvalete gitmediği ve doktor/hastane anksiyetesi vb nedenlerle tansiyon çok yüksek çıkabilir ki buna beyaz gömlek diyoruz (ki tamda beyaz gömlek demek uygun değil). Bu durumlarda en azından tansiyonu yüksek çıkanlara ilaç vermeden önce yorgun olup olmadığı, tuvalet vb ihtiyacı ve son 1 saatte sigara kullandı mı veya yemek yedi mi sorulmalı ve bunlardan herhangi birisine evet derse tansiyon kuralına göre tekrar ölçülmeli.

Hastane ortamında140/90 mmHg üstü, ev veya iş yerinde 135/85 mmHg üstü tansiyon değerlerinde hipertansiyon tanısı konulmakta.

Hipertansiyon kriterleri hem ev de (135/85 mmHg üstü) hem de hastane (140/90 mmHg üstü) ortamında olmalı ki gerçek hipertansiyon tanısı koyalım.

Hastanede yüksek ama evde normal sınırlarda ise beyaz gömlek hipertansiyonu, hastanede normal ama evde yüksek ise maskelenmiş hipertansiyon diyoruz. Gerçek hipertansiyon tedavisi klasik yaklaşımlar gibi olmakta birlikte, beyaz gömlek ya da maskelenmiş hipertansiyonda altta yatan hastane fobisi, anksiyete bozukluğu, uyku apne, stres vb sebepler daha çok tedavi edilip sonra hasta tekrar gerçek hipertansiyonu var mı değerlendirlmeli.

2-Anemnez doğru alınmalı. Hasta hipertansiyon yapıcı psödoefedrinli grip ilaçları veya burun damlası alıyor mu sorgulanmalı. Özellikle gençlerde kokain vb, enerji içeçekleri ve bazı antidepresan vb sorgulanmalı. Bunları sorgulamadan özellikle genç hipertansiflerde hemen feokromositoma düşünüp surrenal MR ve idrarda VMA istemek gibi geniş tetkiklere başlamak doğru değil. Doğu-Güneydoğu illerinde hastaya tansiyon yükseltici meyan kökü şerbeti içiyor mu sormalı.

Anemnezde tuz kullanımı, uyku apne belirtileri (horlama ve solunum durma atakları) sorulmalı. Özellikle obez ve boynu dar kişilerde uyku apne sık olur. Hastaya kullandığı kronik oral ya da damla vb ilaçlar sorgulanmalı. Yüksek rakımlı yer de yaşıyor mu sorulmalı ki yüksek rakımda tansiyon ve nabız artar.

3-Hastada fizik muayene yapılmalı. Steteskopu unutmayalım. Doğru tansiyon ölçümü dışında hastada kalbin oskültasyonu ile hipertansiyonda görülen aort ve mezokardiyak odakta S2 sert mi ve apikalde S4 (4.kalp sesi) var mı bakılmalı. S4 varsa bu kişide sol ventrikül hipertrofisi olma ihtimali yüksek ve bu hastanın tansiyonu önemli olabilir ki genelde antihipertansif ilaç başlanır.

Femoral ve radyal nabızlar palpe edilmeli. Femoral zayıf ama radyal güçlü ise ve özellikle 30 yaş altı hipertansifler aklımıza aort koarktasyonu gelecek ve toraks BT anjıo vb ek tetkik istemeli.

Radyal nabız düzensiz ise atrial fibrilasyon olabilir ve hemen EKG çekmeli. Hipertansif hastada a.fibrilasyon varsa oral antikoagülan ömür boyu vermek gerekir. Sadece nabız muayenesinde saptadığınız A.fibrilasyon ile vereceğiniz oral antikoagülan inmeyi önleyecektir. Bundan daha güzel hekimlik olamaz.

Aslında her doktor arkadaş branşı ne olursa olsun mutlaka hasta ile konuşurken radyal nabza dokunmalı ve düzensiz olanlarda hemen ekg istemeli ve yakalayacağımız her hipertansif hastadaki A.fibrilasyonda oral antikoagülan vererek inmeyi önleyeceğimiz için erken evre yakalanmış bir kanseri tedavi etmek gibi hayat kurtaracaktır.

4-Bazal tetkikler istenilmeli. Tetkikler ile hastada hedef organ tutulumu var mı bakılmalı. Çünkü saptanacak patolojik sonuçlar ile hem hipertansiyonun etyolojisi hem de tedavide hangi ilaçı seçeceğimizi, hastayı hangi aralıkta takip edeceğimizi gösterir.

Örneğin ürik asit yüksekse böbrekte ürik asit taşı olabilir ve hasta kronik böbrek hastası tanısı aldığından çok muhtemel hemen ACE-inhibitörü veririz, potasyum aşırı düşükse (3.0-3.5 ng/dl altı) hipertansif hastada Conn sendromu araştırılmalı vb. Proteinüri varsa tedavide mutlaka ACE-inhibitörü ve nefrotik düzeyde protein kaçağı varsa antikoagülan tedavi gözden geçirilir.

Hastalara ilk planda tedavi başlamadan önce üre, kreatinin, sodyum, potasyum, kalsiyum, TSH, ürik asit, ALT, AST, CK, glikoz, HbA1c, hemogram, lipidler bakılmalı ve mutlaka rutin idrarda proteinüri ve sediment bakılmalı ve yine spot idrarda protein ve kreatinin bakarak protein/kreatinin oranına bakılmalı, her iki böbrek USG istenmeli, EKG ve imkan olan yerlerde ekokardiografi ve göz muayenesi ile hipertansif retinopati var mı bakılmalı.

Tahlillerde en sık yapılan hata kanda sodyum, potasyum ve rutin idrar tetkiki istenme oranı düşük. Kan tahlillerinde D vitamini ve B 12 ve hatta tümör markerları istiyoruz ama rutin idrarı ve sodyum-potasyumu istemeyi unutuyoruz.

5-Uygun antihipertansif ilaç seçimi yapılmalı. Tüm anemnez, fizik muayene ve tetkiklerden sonra hastaya uygun ilaç verilmeli. Hekimlik terzilik gibi kişiye özel elbise dikmektir. Tıpta hastalık yoktur hasta vardır. Hastaya uygun tedavi düzenlenmeli.

Hipertansiyon hastalarında en sık yazılması gereken ilaç ACE-inhibitörleri veya ACE-inhibitörü öksürük yaparsa onun yerine anjiotensin reseptör blokeri (ARB) yazılır. Bu ilaçların ilk tercih olma sebebi hipertansiyon etyolojisinde en sık rol alan mekanizma renin –anjiotensin-aldosteron sistemi (RAS) olup bu RAS blokajıda ACE-inhibitörü veya ARB ile olur. Ayrıca artmış RAS sisteminin ACE-i veya ARB ile blokajı sadece tansiyonu rakamsal düşürmekle kalmaz bu ilaçların pleotropik (ek olumlu etkileri) etkileri AT1 reseptör blokajı ile antiaterosklerotik, sol ventrikülhipertrofisini yavaşlatan ve antiproteinürik vb böbrek koruyucu etkileri ile de çok faydalıdırlar. Bir taşla 5 kuş vurmak.

Kreatinin 1 mg/dl olana ACE-inhibitörü verirken 1.5 olana vermez isek yanlış yapmış oluruz. Kreatinin1.3 ve üstü (kronik böbrek yetersizliği) olanlarda RAS aktivitesi daha toksik olup bunları ancak ACE-inhibitörü ile en iyi bloke edebiliriz ve biz maalesef kreatinin yüksek diye ACE-inhibitörü veya ARB’den kaçan doktor arkadaşlarımız var ki bu arkadaşlarımızı bu tür hastalara da ACE-inhibitörü vermede cesaretlendirmeliyiz.

Kreatinin1.5-1.8 mg/dl üstü olana ACE-inhibitörü vermek gerektiği hastaya anlatmalı ve bunun için nefrolojiye bir kez sevk edip görüş alabilirler veya kendileri ACE-inhibitörü başladıktan 5-7 gün sonra kreatinin, sodyum ve potasyum bakarak kreatinin bazale göre %40 ve üstü artmışsa veya potasyum 5-5.0 üstüne çıkmışsa ACE-inhibitörünü kesip nefroloji konsültasyonu ve takibi önermeliler.

Ama ACE-inhibitöründen 1 hafta sonra kreatinin artmış ama %40’dan daha az artmış ise ve potasyumda 5 mg/dl üstüne çıkmamışsa ACE-inhibitörüne veya ARB’ne devam edilir.
Kreatinin 2.5-3.0 mg/dl’de olsa ACE-inhibitörü veya ARB verilir ve böbreğin diyalize gidişini geçiktiren faydalı bir tedavidir.Kronik böbrek yetersizliği olan hastaları nefroloji takip ve tedavi etmeli, ACE-inhibitörü veya ARB nefrolog vermeli ve nefrologların çizeceği tedavilere uyulmalı.

Hipertansiyonun organ tutulumu varsa (proteinüri, böbrek taş vb, sol ventrikül hipertroifisi, göz tutulumu vb) mutlaka antihipertansif tedavide ACE-inhibitörü ya da ARB olmalı.

Bazı anksiyetesi artmış ve bu nedenle tansiyon ve nabzı yükselmiş orta yaş hastalarda böbrek taş vb patolojisi yoksa, hipertansiyon subklinik organ hasarı yoksa bu hastalara antihipertansif olarak ilk tercih beta blokerler verilebilir. Beta blokerler ile hem tansiyon hem sinüs taşikardisi hem de anksiyetenin tedavisi yapılmış olur.

İskemik kalp hastalığı ya da kalp yetersizliğinin her tipinde antihipertansif tedavide mutlaka metoprolol/karvedilol/bisoprolol/nebivolol betablokerlerden birisi ile ACE-inhibitörü beraber verilmeli.

Diyabeti olan tüm hipertansif ya da normotensif olsa da kalp yetersizliği veya aterosklerozu olan hastalarda veya proteinürisi olan hastalarda ACE-inhibitörü mutlaka ilk tercih olmalı.

Sistolik ya da diyastolik kalp yetersizliği olanlarda hipertansiyon olan ya da olmayan da ilk tercih ACE-inhibitörü ve beta bloker beraber kullanılmalı.

6-Hipertansiyon tedavisinde dikkat edilmesi gerekenler.

Hastaya uygun ilaç seçilmeli.

Tedavi ile birlikte tuz kısıtlaması, obezitenin giderilmesi, uyku apne varsa tedavisi, NSAİİ veya psödoefedrin veya SNRİ vb anksiyolitiklerin kullanımına dikkat edilmesi ve mümkünse alternatif ilaç tedavi verilmesi önerilmeli.

Hipertansif tedavi ile her hastaya uygun hedef tansiyon değerleri belirlenmeli. Ortalama hedef ev ve iş yerinde 120-130/70-80 mmHg civarında olmalı. Bazı hastalarda ise duruma göre daha düşük değerler kabul edilebilir. Aslında 130/80 mmHg altında olmak şartıyla herhangi bir değerde hasta aşırı baş dönmesi ve halsizlik hissettiğinde ki değerin bir tık üstünde tansiyonu o hasta için kabul edebiliriz.

Alınan tansiyon ilaçı etkili olup olmadığını anlamak için tansiyon doğru şekilde ve doğru zamanda ölçülmeli. Ölçüm kuralları yukarıdaki gibi olmalı.

Antihipertansif ilaçların etkisi genelde ilaç alındıktan 2 saat sonra çıktığı için ortalama ilaç alındıktan 2 saat sonra tansiyon ölçülmeli. En az 1-3 haftalık ölçüm sonrası ilaçın etkisi hakkında yorum yapılır ve gerekirse tansiyon semptomatik düşük seyrediyorsa ilaçın dozu azaltılır veya kombine ise kombine ilaçlardan birisi kesilir, tansiyon yüksek seyrederse o zaman ciddi yükseklik devam ediyorsa ek ilaç eklenir ya da hafif daha yüksek biraz daha antihipertansif etki artsın diyorsanız aynı ilaçın dozu 2 katına çıkılabilir.

Aynı ilaçın dozunu 2 katına çıkmak antihipertansif etki 2 kat daha etkili olacak anlamına gelmez, 2 katına çıkmak ilaçın etkisinde %20 daha fazla antihipertansif etki sağlar.

Örneğin hastada iskemik kalp hastalığı ya da kalp yetersizliği veya anksiyete bozukluğu varsa beta bloker ve ACE-inhibitörü beraber verilmeli, bu iki ilaça rağmen yüksek çıkarsa 3.ilaç olarak amliodipin vb eklenebilir. Ama izole hipertansiyonu olan birisinde ACE-inhibitörü alırken tansiyon yüksek çıkarsa ek olarak hastaya amliodpin vb eklenebilir.

Dirençli hipertansiyon vakaları (biri diüretik olmak şartıyla en az 3 antihipertansife rağmen hedefe tansiyon değerlerine ulaşılamamış) eğer hasta psödoefedrin/SNRI vb almamış ise hastada surrenal hiperplazi olabilir ki bunun tanısı için çok uğraşmadan spironolakton verebiliriz ve spironolaktonu sadece kalp yetersizliğinde kullanılan diüretik gibi düşünmeyin, spironolakton aynı zamanda iyi bir antihipertansifdir.

Spironolakton mümkünse ek ilaç olarak verilecekse tek başına ACE-inhibitörü ya da ARB’ye eklenmemeli, eklenecekse ACE-inhibitörü plus (tiazidli) + spironolkaton olarak verilmeli. Tiazid verilmeden ACE-i + spironolakton hiperpotasemi riski vardır. Tabi ki tiazid ve spironolakton beraber verilirse hiponatremi takibi yapılmalı.

Çok sık yapılan bir hata; ilk tanı konulan bir hipertansif hastaya hemen ilk ilaç olarak ACE-inhibitörü ve tiazid kombinayonu beraber yazmak. Bu doğru bir yaklaşım değil. Ülkemizde tuz tüketimi fazla veya obez olanlarda ayakta ödem vb var diye tiazid diüretikli (ACE-i plus) ilaçlar yazılmamalı.

Tiazidler hiponatremi, hipopotasemi, hipomagnezemi, hiperkalsemi ve ürik asit yüksekliği yapabilir.

Gereksiz yere hemen diüretikli antihipertansif yazılmamalı. Hastada diyastolik veya sistolik kalp yetersizliği var ve net ise diüretikli ACE-inhibitörü kombinasyonu yazılabilir.

Ülkemizde SSRI veya SNRI antidepresan ilaç kullanımı arttı ve bu ilaçlardan essitalopram başta olmak üzere çoğu hiponatremi yapmakta ve siz diüretikli antihipertansif verirseniz hiponatremi daha sık ve daha ciddi olabilir ve hasta hiponatreminin etkisi ile aylarca huzursuz, halsiz, ajite vb semptomlarla dolaşır.

Hipertansif retinopati veya proteinüri vb hedef organ tutulumu olan hipertansif hastalar daha sık (2-3 ay da bir) takip edilmeli, ama organ tutulumu yok komplike olmamış hipertansif hastalar ise 6 ay da bir takip edilebilir.

Komplike olmuş bir hipertansiyon bazı kanserlerden daha kötü prognoza sahip olabilir. Lenfoma der gibi HİPERTANSİNOMA diyebiliriz.

7-Hipertansif hastada olası ilaç yan etkileri en baştan hastaya anlatılmalı. Örneğin ACE-inhibitörü yazdığımız bir hastaya bu ilaçtan 1 ay sonra sizde kuru öksürük yapar ve inatçı kuru öksürük 1-2 hafta geçmesine rağmen hala devam ederse bu öksürüğü size verdiğimiz ACE-inhibitörü yapmış olabilir diye söylemeliyiz. Yoksa öksürük olan hasta aylarca allerji, reflü veya KOAH vb tanılarla aylarca gereksiz bronkodilatör vb tedaviler almakta ve hatta benim bir hastam 4 yıl öksürükle dolaşmış olduğunu anemnezinde öğrendim ve ilk muayenede ACE-inhibitörünü kesince öksürük 1 haftada düzelmişti.

Çünkü anemnez alırken hangi ilaçları alıyorsunuzu genelde sormuyor ve sorulsa da dikkat edilmiyor ve sadece semptoma yönelik tedavi veriyoruz. Oysaki her hastalıkta anemnezde kullandığı ilaçı sormak bazen teşhisi koydurur.

Her 1-2 aydan uzun süren dirençli kuru öksürüğü olana ACE-inhibitörü alıyor mu soralım.

Her yazdığımız ilaçın yan etkileri hastaya tek tek anlatılmalı veya yazılı bir kağıtta hastaya verilen ilaçlar kutucuk içine alınarak bu kısımları oku demeliyiz. Olası tüm yan etkilerde kalıcı etki olmadığı ilaçı kesince tamemen düzeleceği söylenilerek hasta ilaç kullanımı için cesaretlendirilmeli.

İlaçlar ve yan etkileri;

ACE-inhibitörleri ilaçı aldıktan sonra genelde 1 hafta-1.aydan sonra kuru öksürük yapabilir. Hastaya kuru öksürük, boğazda gıcık veya boğazınıza tüy sürtülmüş gibi oluyorsa size verdğimiz ACE-inhibitörü yapmış olabilir, bize haber verin ilaçı kesilince düzelir demeliyiz.

Amliodipin verdiğimiz hastalarda ilaçtan birkaç ay sonra her iki ayak üstü veya diz altı bölgede fazla genelde gode bırakmayan ödem benzeri şişlik olabileceği, bunun masum bir ödem olduğunu ve ilaçı kesince düzeleceğini söylemeliyiz. Masum bir ödem olduğunu söylemez iseniz ödem yapıyor diye ilaçı sizden habersiz kullanmayabilir.

Tiazidli kombinasyonlarda hiponatremi ve hipopotasemi olabileceği ve bu durumlarda da hastada uyuşukluk, kas güçsüzlüğü, huzursuzluk, halsizlik, ajitasyon ve uyku bozukluğu olabileceği ve bunlar olursa kanda sodyum ve potasyum bakılması gerektiği anlatılmalı. Özellikle SSRI vb alanlarda hiponatremi daha sık olur.

Spironolakton tek taraflı ağrılı jinekomasti yapabilir.

Verapamil ve diltizem ciddi kabızlık yapabilir.

Diüretikler ürik asit yüksekliği ve GUT artriti yapabilir. Ayak baş parmağında veya dizde kızarıklık , ağrı ve şişlik, el veya ayak bileğinde ağrı vb olursa(GUT artriti) haber ver demeliyiz.

Beta blokerler erektil disfonskiyon ve az da olsa adinami yapabilir.

Alfa blokerler ilk dozlarda baş dönmesi yapabilir. Bu nedenle ilk dozlarda ani oturuş kalkış yapmamalı ve bu etkisinin 3-5 gün sonra geçeçeği söylenmeli.

8-Her antihipertansif ilaçın yan etkisi hastada semptom olmasa da takip edilmeli.

Bir hastaya ilk defa ACE-inhibitörü veya ARB veya diüretikli kombinasyonlar yazılırsa bu ilaçlardan 10 gün sonra kreatinin, sodyum ve potasyum bakmalı ve normal sınırlarda ise mümkünse 3 ay da bir kreatinin, sodyum ve potasyum bakmalısın demeliyiz.

Ülkemizde ve dünyada hipertansif hastalarda ilaça rağmen başarılı hedefe ulaşılmış hasta sayısı %50’den azdır. Bunun sebepleri hastaların tuz tüketimine fazla olarak devam etmesi, diyete uymaması, obezite artışı ve obezite ile beraber uylu apnede artış, uyku apne olup verilen solunum destek cihazını kullanmamak ve en önemlisi antihipertansif verildiğinde hastanın sizden habersiz bu ilaçlar benim böbreğimi ve karaciğerimi bozuyor diyerek sizden habersiz ilaçlarını azaltması veya kesmesi(kötü ilaç uyunçu) gelmektedir.

Hastalara ilk defa tanı konulup ve ilk defa ilaç yazıldığı dönemde hipertansiyonun dikkat edilmezse kanser kadar tehlikeli olabileceği, hipertansiyonun böbreği esas bozan ve diyalize götüren bir hastalık olduğu, körlük, kalp yetersizliği, çıkan aort anevrizması, kalp krizi, kapak bozukluğu ve a.fibrilasyon gibi felç yapan ritm bozukluğu yapabileceği anlatılmalı ve verdiğimiz antihipertansiflerin hayatımızı ve organlarımızı koruduğu çok net anlatılmalı.

Hastaya 2-3 dakika bu şekilde anlatırsa hastalar ilaçları daha uyumlu kullanmakta ve kontrollere daha düzenli gelmekteler.

Tansiyonu yıllardır olan ve ilaçları kullanan bir hastada son 1-2 haftadır tansiyon her gece acile veya polikliniğe gelecek kadar (160/100 mmHg üstü ) yüksek çıkmaya başladıysa bu durumun sebepleri; hasta ilaçlarını 2-3 gündür almamış ve rebaund omuş olabilir, ilaçlarını düzenli alıyor ise bu yükseklik hasta psödoefedrin veya SNRI vb ilaç kullanmaya başlamış olabilir, hastada son günlerde anksiyeteyi arttıracak bir sebep olabilir ya da hastada adrenarjik aktiviteyi arttıracak bir arteryal iskemi (akut koroner sendrom vb koroner iskemi ya da geçici iskemik inme =TİA vb) olmuş olabilir.

Tüm bunlar detaylı sorgulanmalı ve gerekirse ek tetkik istenmeli.

Dirençli hipertansiyonda altta yatan sebebi bulup tedavi etmezseniz hasta aylarca dirençli hipertansiyonla doktor doktor gezebilir.

Sonuç;

1-Hipertansiyon dikkat edilmezse sesiz katil olacak ve kanser kadar ciddi sonuçları olan ama çok fazla ilaç seçeneği olmakla da aslında tedavisi kolay bir hastalık.

2-Başarılı bir hipertansiyon tedavisi için onlardan istediğimizin ilaçları yazıldığı gibi almalarını ve yaşam tarzı değişikliklerine (tuzu azaltmak, obezite varsa tedavisi vb) uymalarının yeterli olacağı vurgulanmalı.

3-Tansiyonu doğru ve kurallarına göre ölçmeli, anemnez ve fizik muayene yapılmalı, idrar tahlili, kanda kreatinin, sodyum ve potasyum, ürik asit başta olmak üzere rutin gerekli tetkikler istenmeli,

4-Hastaya uygun ilaç yazılmalı, takip sıklığı ve istenecek tektiler hastaya ve verilen ilaça göre yapılmalı, hastalara ilaçların olası yan etkileri neler anlatılmalı, olunca haber vermesi söylenmeli ve yan etki olunca da ilaçı kesmenin yeterli olacağı ve korkmaya gerek olmadığı anlatılmalı.

Prof.Dr.Hüseyin Oflaz-Kardiyoloji Uzmanı (07.12.2021)

Bir kişinin hipertansiyon hastası olarak kabul edilmesi için, evde ayakları yere değecek şekilde en az 10 dk dinlenmesi, yakın zamanda yiyecek içecek yiyip içmemiş olması (tansiyonu etkileyici olabileceğinden dolayı), sırtını arkasına yaslayıp tansiyonunu “ev ortamında” ölçmesi gerekmektedir. Bu şekilde ölçülen tansiyon 170mmHg yani 17’nin üstünde ise sağlık kuruluşuna başvurulması önerilmektedir.

Fakat 140mmHg ve 170mmHg arasındaki değerler çıkıyorsa diyete dikkat edilerek en az beş günlük takip yapılmalı ve bir kağıda (tansiyon takip çizelgesine) yazılarak hekime getirilmelidir.

Tansiyon ilacının dozu, saati ve cinsi, bu takipleriniz sonucunda hesaplanıp bir düzene oturtulacaktır.